2 Haziran 2009 Salı

Emperyalizm Doğu ve Devrim

Gelecek Kurgusu

Tüm sınırlar parçalanmış, yeni devletler, yeni uluslar etnik ve dinsel temelli sınırlarla belirlenmiş. Tekeller karlarına kar katarak daha da büyümüş yeni pazarlarda Pazar egemenlikleri askeri ve ekonomik güce göre yeniden oluşmuş dünya kapitalistler tarafından yeniden paylaşılmış. İnsanlığın binyıllarda ürettiği kültürel miras yerle bir edilmiş. Tarih deyim uygunsa yeniden yazılmış. Yaşanan savaşlarda milyonlarca insan ölmüş. Bu sürecin yaşandığı alanlarda yıkımlar savaşlar ölümler hem sıradanlaşmış hem korkunun yeni adı olmuş. egemenlerin diline pelesenk olan Demokrasi ve özgürlük götürmek istedikleri her yere ulaşmış. Ne şer eksenleri kalmış ne çıbanbaşı olabilecek güçler. Ilımlısında ılımlı olmayanına kadar Dinler yeniden yapılandırılmış halkın dinsel inançları hoyratça sermayenin çıkarlarına uydurulmuş. Yeni ve eskimemiş kullanılabilir durumdaki yerli uşaklar emperyal babaların yeni öğrettikleriyle uşaklıklarına devam etmiş. Küresel terörizm ulusal hareketler devrimci güçler potansiyel tehditler ortadan kalkmış. Düzenin hayalini kurduğu barış gerçekleşmiş. Egemenler yeni dünyanın düzenini sağlamış. Dünya küresel ölçekli büyük bir ülke olmuş
Nasıl olur? Bu sadece kurgu mu?

Hayır, nereye denk düşer ne kadar sürer sonuçları ne olur bilmiyorum ama sistemin gelecek kurgusu en kaba hatlarıyla böyle. Gerçekleşir mi? Olasılık.

Emperyalizmin gelecek kurgusunu belirleyecek arena doğunun coğrafyasında biçimlenecek bu biçimlenişin şiddeti ise karşılıklı savaşan güçlerin güç dengelerinde somutlaşacak. Bu savaşın sonunda galip gelen sistem olursa yaşanan süreç tüm dünyanın yeniden yapılanması anlamına gelecek. Tabi ki dünyadan geriye bir şey kalırsa. Sistemin temel öngörüleri ve beklentileri bu yönde. Doğuya dönük savaşta sistemin tüm araçları bu bilinçle hazırlanmakta ama ya savaşın galibi düzen değil de sistem dışı politik unsurlar güçler şer eksenleri ezilenler ya da devrimciler kazanırsa? Ki bu olasılıkta en az sistemin kendini yeniden yapılandırması kadar mümkün ve olanaklı. Bu sorunun cevabını vermeden önce emperyalizm için yeni sürecin ne anlam ifade ettiğine dair bir şeyler söylemek gerekir.

Son on yıllarda Emperyalizm için doğu artık coğrafi bir tanımlamanın ötesine geçti tarihsel arka planı bir yana bugün artık kör göze parmak sokarcasına siyasallaştırılmış bir tanımlama olarak kullanılıyor. Ezenle ezileni yeniden tanımladığı bir kavram olarak doğu, sistemin zayıf halkalarını, sorunlu bölgelerini, devrimlerin patlak vereceği alanları, ABD ve batı emperyalizmine kafa tutan şer güçlerini tanımlamak için kullanılır oldu. Coğrafi açıdan dünyanın neresinde olursa olsun sistem içinde çıkıntılık yaratan her yer batı emperyalizmi için doğudur. Bu aynı zamanda kendinden olmayanı kendi kültürel tarihsel geleneğinin izlerini taşımak istemeyeni aşağılama hakir görme ve onu yok etme siyasetinin adıdır. Avrupa merkezci ideolojik tutum ve yaklaşımlar dışında duran tüm topluluklar Avrupa merkezci bakışın içinde eritilmek zorundadır. Bugün için Emperyalizmin doğuyla savaşında somutlanan temel halka ideolojik bir egemenlik alanının yeniden yaratılması sorunudur. Sistem için artık düzen içine alınmayan tüm bölge ve halklar tüm direniş odakları aslında aynı zamanda düzenin altını oyan ve onu yok edecek dinamikleri içinde barındıran bir birikimi de yansıtıyor. Batı için doğunun yıkımı kendi varlık zemininin garantisinden başka bir şey değil. Emperyalizmin bölgede kusturduğu kanın yegane temeli budur. Sistem kendi varlığının devam ettirilmesi için her türlü yöntemi kullanmakta ve bunu ideolojik politik kültürel toplumsal dinamikleri yeniden yaratarak sürdürmekte kararlı görünüyor. Bu nedenledir ki işgal edilmiş yerlerde tarihsel kültürel kökleri geçmiş binyılların mirasını yıkmakta tereddüt etmiyor. Üretim ilişkileri açısından kapitalist üretim modelinin bu coğrafyada etkin olması sistemin varlığı için yeterli değil. Çünkü doğuda üretim ilişkileri bakımından kapitalist model epeydir egemen biçim ama tarihsel toplumsal gelişim yasaları toplumlar hatta insanlar arası ilişkiler bakımından doğu coğrafyasının kendine özgü gelişimi batıcıl yaşam kültürüyle taban tabana çatışıyor. Bu çatışma her açıdan sistemin en sorunlu alanlarında yani doğu da yaşanıyor olması bir tesadüf değil. Medeniyetlerin hatta ilk devletlerin hukukun toplumsal siyasal yapısı yani merkeziyetçilik toprak ve üretim ilişkilerinin yani komünler biçiminde ortaklaşa kullanımı dinin ümmetçi ve tırnak içinde paylaşımcı yapısı bugünkü sorunu yaratan ideolojik politik uyuşmazlığın/çatışmanın faktörlerdir. Kapitalist sistemin temel önceliği de ilkin bu alanda yaşatılacak kırılma ve yeniden inşadır. Bu yaratılmadan sistemin varlığı her an tehdit altında olmaya devam edecektir. ABD ve batı emperyalizmi kendi içinde ne kadar sorun yaşarsa yaşasın sistemin devamlılığı açısından doğu diye tanımlanan alanların yeniden yapılandırılmasın da ortak fikir birliğine varmış durumda. Hatta bunun için Genişletilmiş Ortadoğu projesini çoktandır hayata geçirmiş durumda. Yaşanan sorunlar ve klik savaşlarını yaratan ise yeniden yapılandırma sürecinde açığa çıkacak pazarların nasıl paylaşılacağı konusunda düğümlenmektedir. Zira doğu sadece sistemin zayıf halkası olmakla kalmıyor aynı zamanda bakir pazarları ve yer altı zenginlikleriyle de sistemin ayrıca iştahını kabartıyor. Bu sürecin asıl ateşleyicisi ve önceleyicisi Sovyetlerin çöküşüdür. Kurgunun kendisinin masa başı stratejistlerin komplo teorisi olmadığı Sovyetler sonrası açığa çıkan siyasal gelişmelerde görülebilir. Yaşadıklarımız ve her gün tv lerden izlediğimiz budur. Başka bir şey değil.

Soğuk savaş tanımlamaları ve soğuk savaşla başlamış konsensus yerini yeni ve farklı bir sürece bırakıyordu. Bir dönemin temel stratejisi olarak öne çıkan kavramın en güçlü aktörü artık siyaset sahnesine daha farklı bir kulvardan katılmak üzere terk ederek diğer en önemli aktörü dünyanın imparatoru haline getirdi. ABD ve Sovyetik kutuplaşma ile başlayan sınırlar paylaşım alanları yeşil hatlar yeniden tanımlanmak zorunda kaldı. Kafkaslarda oluşan yeni devletlerin sistemle entegrasyonu kapitalist üretim ve yönetim şekillerinin olgunlaştırılması sistemin üretim biçimleriyle yeniden oluşturulması gibi temel faktörler bu çöküşün ardından açığa çıkan ilk ve en önemli olgulardı. Kapitalist sistem için yeniden yapılanma buralarda anlamını buluyordu. Siyasetten toplumsal kültüre tarihten dine kadar ideolojik politik değişim ve dönüşümün sancıları batıcıl kültürle entegrasyonu bugün bile devam ediyor. Yaşanan siyasal gelişmeleri belirleyen durum hala devam ettiğine göre sistem tam olarak istediği kıvama getirememiş olduğunu da biliyor. Her ne yapmış olursa olsun üretim ilişkilerinde kapitalist modelle sağladığı kısmi başarı kültürel gelenek görenek tarihsel geçmişle bağları Avrupa merkezci yaşam tarzı ve kültürüyle hala çatışmaya devam ediyor. Dinsel faktörler üretim ilişkilerinde toprağın ortaklaşa kullanımı merkeziyetçi devlet gelenekleri tarihsel geçmişleriyle ilişkileniş biçimleri şimdilik Kafkaslarda da daha doğusunda kalan alanlarda da hala yok edilebilmiş değil. Baskın bir yaşam kültü olmaya devam ettiği sürece de sistemi eninde sonunda yok edecektir. Tarihsel açıdan marksizmin tüm bunalımlarına verilecek yanıtın bu coğrafyada biçimlenecek olması tesadüf olmayacaktır.

Kapitalist savaşın olduğu her yerde o savaşa karşı duran direniş odakları tarihin her döneminde olduğu gibi olacaktır. Hatta Ortadoğu da yürütülen savaşın yarattığı boyut ve hedeflere olan uzaklığında temel belirleyici olan bu direnişin kendisidir. İlk paragrafta sorduğumuz soruya şimdi cevap verebiliriz.

Doğu ve Devrim

Doğu da devrim her zamankinden daha güçlü bir olasılık olarak duruyor. Emperyalist talanın karşısında halklarda biriken öfke, batının tamamına denk gelen karşıtlık, sınıfsal çelişki ve çatışkıların yoğunluğu, dinsel etmenler, toplumsal hayatta belirleyiciliğini kırılmalar yaşansa da muhafaza eden geleneksel yapı ve kültürel birikim sistemin karşısında artık politik yansımalarıyla bir karşı koyuş içinde. Irak’ın işgali karşısında gelişen direniş Hizbullah’ın İsrail’e karşı yürüttüğü savaş İran’ın ADB ye karşı çıkışları bölge halkları açısından sevinçle karşılanan ve sempati toplayan gelişmeler olarak yaşanıyor. ABD ve batılı emperyalistlerin yürüttüğü her türlü politik strateji karşısında geleneksel değerlerin içinde biçimlenen bir karşı koyuş her zamankinden daha fazla ve daha etkili. tarihsel birikimleri de hesaba katıldığında şimdilik siyasal niteliği toplumsal kurtuluşu garantileyecek olmasa da emperyalizmin stratejilerine temel yönelimlerine darbe vurduğu gerçeğidir. Doğu tarihsel toplumsal siyasal iktisadi kültürel mirasıyla biriktirdiği kendine özgü yapısı emperyalizmi hem bölgeden hem de dünya üzerinden insanlık lehine yok edecek birikime sahip. Bu birikim ekim devrimiyle Rusya’da Çin devrimiyle Asya’da ideolojik politik açıdan sistemi birkaç kez alaşağı etti. Süreklilik sağlanamasa da her yönüyle devrimci birikim Avrupa’yı çoktandır aştı. Tarihsel ve toplumsal değişim ve dönüşümde doğu belli dönemeçlerde sistemin yıkıntıları üzerinden kendi varlığını ona mahkum olmadan yeniden üretti.

Düşman karşısında her açıdan yaratılması gereken üstünlük bugün ne yazık ki bu toprakların genelinde sağlanabilmiş değil kısmi yerel ve toplumların bir çoğunu kapsamayan direnişler siyasal sıçramalar yaratamadığı durumda kırılmalarla birlikte yıkıntıyla karşılaşabiliyor. Bu nedenle toplumsal kurtuluşun yolunu açacak yönelimleri oluştururken geçmişte biriktirilmiş ne varsa onlara yeni bir gözle yeniden bakmakta bir zorunluluk. Yetmez bu toprakların mayasında olanı o yeni yorumların içinde sentezlemekte bir zorunluluk. Sistemin ideolojik politik aygıtları karşısında üstünlük devrimci savaşımda güç ancak böyle oluşturulabilir. Mevcut direnişler siyasal etkilerini o zaman daha farklı bir düzlemde ortaya çıkartacaktır. Sistemin genel yönelimlerinde elini güçlendiren en temel halka uluslararası devrimci hareketin yenilgilerden belini doğrultamıyor oluşudur. Hatta bu kadar pervasızlaşmasının asıl belirleyeni devrimci güçlerin sistem karşısında politik bir güç ve özne olamamasıdır. Bu durum kronikleştikçe ve devam ettikçe kurgu dediğimiz aslında üzerinde çok ta düşünmediğimiz bir gelecek/geleceksizlik olasılığını ezilenler aleyhine arttırıyor. Bu direniş ve egemenlere karşı savaşın olmadığı anlamına gelmez. Devrimci hareketin yenilgisinin temel nedeni ise burjuvazi karşısında ideolojik teorik politik bir yenilgi yaşamış olmasıdır. Bu yenilginin nedenleri ve sonuçları bilince çıkartılmadığı sürece yenilgi hali devam edecektir. Kısmi zafer ve kazanımlar olsa bile.

Özellikle ekim devriminin açtığı çığır korunamamış ideolojik politik mirası sürdürülememiş ve çöküşüne kadarki süreç işçi sınıflar ezilenler lehine sonuçlar üretmedi. Ekim devriminin ayırtedici özellikleri olarak öne çıkan kavramlar aslında sisteme karşı devrimci güçlerin idolojik kazanımıydı. Hem marksizme kattıkları bakımından hem de sistemle savaşında her açıdan üstünlük kurabilmesi açısından böyleydi. Sürekliliği sağlanamayan ve ilkin kırılmaların yaşandığı alan da buraydı. Ekim devrimini önemli hale getiren sıçramaların en başında devrim ve iktidar sorununda geldiği eşik belirleyici bir halkaydı. Proleterya diktatörlüğü, devrimi yapacak en ileri devrimci unsurların buluştuğu parti ve kadro profili, sistemi anlamada yönelim ve eğilimlerini belirlemede devrimci siyaseti bunun üzerinden biçimlendirmede (Kapitalizmin niteliği evrimi geldiği ve geçirdiği aşamaların berraklaştırılması anlaşılır hale getirilmesi hedefleri ve belirleyici alanlarda ideolojik teorik açıdan bilince çıkartılıp devrimci pratiğe uygulanabilmesi) ortaya koyulan duruş, Dünya devrimi ve stratejisinde ortaya çıkan somut tutumlar yani enternasyonalin/enternasyonalizmin niteliği ulus devlet ve ezilen uluslar karşısında tutum sayılabilir. Komünist enternasyonalin ilk dört kongresinde ve o kongrenin belirlediği eşikte somutlaşan birikim özel bir ilgiyi hala hak ediyor. Orda kristalize olan birikim dünya devrimi için hala temel olmaya devam edecek bir miras olma niteliğini taşıyor.

Tarih hiçbir zaman düz bir çizgi izlemiyor. Özellikle devrimci süreçlerde yaşanan sıçrama kırılma yenilgi geriye çekilişlerde somutlaşan ideolojik politik tutumlar özel bir ilgiyi hak ediyor. Geleceği belirleyecek politik yönelimlerde oralarda berraklaşan politik tutumlarda yaşanıyor çünkü. 2.enternasyonalin çöküşü birinci talan savaşında açığa çıkan tutumlarda somutlaşırken ondan kopmayı herkesten önce gerçekleştiren lenini tarih haklı çıkarıyor. 2. enternasyonalin bataklığına geri düşmeyi becerenleri ise tarih makus kaderine yenilgiye mahkum ediyor.

Ekim devrimi aynı zamanda üretici güçlerin en gelişmiş olduğu ülkelerde beklenen devrimlerin gelmemesine/gerçekleşmemesine de yanıt oluyor. İdeolojik teorik politik birikime dayanan örgütlü öznelerin devrim yapabileceği hatta bu devrimin üretici güçlerin gelişmişlik düzeyiyle belirlenemeyeceğini açıkça ifade ediyordu. Kapitalist üretim ilişkilerinin az geliştiği yerlerde beklenmemesi gerektiği düşünülen hatta yıkıntısının nedeni olarak görülen devrimler peşi sıra geliyordu. Marksın Avrupa da beklediği ama gerçekleşmeyen devrimler beklenin aksine doğu diye nitelenen coğrafyalarda patlak veriyor. Kapitalizminin saltanatını sallıyordu. Gelişmiş bir sınıf gelişmiş bir üretici güçler bilim mantık rasyonalite felsefe eylem vb her şeye karşın geri diye nitelenen coğrafyaların toplumsal kurtuluşun kıvılcımlarını çakıyordu birer birer.

Bugün için yenilmiş te olsalar Kapitalist sistemin varlığını ortadan kaldırabilecek birikimi her gün yeniden yaratıyorlar. Sürekli bir çatışkı ve savaş halinde olan doğuyla batının bugün bilinçlerde kristalize olabilmesi için batının gelişim evrimi doğuyla çatışkısının tarihsel arka planını iyice belleklere kazımak gerekir.

Taylan